SON BAŞBUĞ

Bugün Ankara’da soğuk bir rüzgâr Bugün Ankara’da beyaz hüzün var Umudumu yere vurdu ilkbahar Düşlerim zemheride kaldı artık Gülüşlerim geride kaldı artık   Acımı peşimde sürüyen benim Yetim duygularla yürüyen benim Ve kar tanesince eriyen benim Diz vurup toprağa çöküyorum ben Son Başbuğa öyle bakıyorum ben   Ülkümün ufkunda bir gün aşıyor Tenim yanarken yüreğim üşüyor Gözlerimden bir damla yaş düşüyor Gür bir sesle birden

Fâtih Sultan Mehmet Han’la Çağdaş Bir Hesaplaşma

Her delikanlının senin yaşında Kavak yelleri eserken başında Taa... Bilmem nereden bu kadar yolu Gelip almak var mıydı İstanbul'u? Bunca zahmet, bunca şehit, bunca kan... Neden yaptın bunu Sultan Mehmet Han? Hatanı silemedi hâlâ asırlar... Hele işlediğin öbür kusurlar... Ayasofya'yı câmiye çevirdin. Bilmiş ol ki, büyük bir çam devirdin... Minareler diktin dört bir yanına, Kubbedeki haçın kıydın canına... Korkudan sustular güzelim çanlar... Sultanım,

Kelebekle Sohbet

Haydi uç uç kelebeğim! Götür hasret türkülerimi. Özlemle bekleyeceğim Neşe dolu haberlerini. Mahzun kaldı çiçeklerin Veremedim ben onları, Ulaşmıyor bak ellerim Etrafım hasret duvarı. Çiçek yerine sevgilerimi Al götür kelebeğim! Solmazsa bu gülleri Yeni yılda vereceğim... Yıllar geçer, çiçekler solar Ömür örgü örgü örülür. Yaşar ömürlerce sevgiler Hiç sormadıkları görülür... Muhsin Yazıcıoğlu

Benzerlik

Bahar gelmiş ak topraklar yeşermiş Ak gönülde doğan ümitler gibi Yükseklerde donan karlar erimiş Sabrın karşısında zulümler gibi Çağıl çağıl sular akar dağında Türlü çiçek açmış yurdun bağında Kuzular meleşir yayla çağında Güzel yarınları müjdeler gibi Meyveye dönüştü nar çiçekleri Bahara işaret kar çiçekleri Ufukta boy verir nur çiçekleri Ülkümün güneşi doğuyor gibi Tomurcuklar patlamanın çağında Bülbül gonca bekler gönül bağında Bahardan habersiz yurt

Memleket Sevmek

“Aslı nedir? ” Diye sorarsan bize: Gönlü hoş olmaktır memleket sevmek. Eğri ele, eğri kola, kör göze,  Doğru baş olmaktır memleket sevmek. Lüzum yoktur söze kibir sokmaya, Fukarâya hor göz ile bakmaya. Garibin böldüğü yavan lokmaya, Yağlı aş olmaktır memleket sevmek. Yesevî’nin ateşiyle harlanıp, Eyyûb’un sabrıyla kavrulup, yanıp; Çağlar evvelinden efkâra dalıp, Gözde yaş olmaktır memleket sevmek. Kısık Sesler viraneyi sarınca, Mazlumun feryadı

”Talât” Tabutu Önünde

Alnındaki ter bir vatanın döktüğü terken Nabzındaki kan belki de bir nesle yeterken En sonra şu bir torba kemik sen misin? anlat Biz dipdiri verdik seni bir devlete Talât Takriben adamlık sana yetmezdi tamamdın Sen kütle adam millet adam bayrak adamdın En sevdiğin insan senin en çıplak olandı Şanlar senin ölçünle palavraydı yalandı İnsanların insanlara verdikleri şanlar Göğsünde kalır,

Cihanda Türk

Bozkurtlar vatanı sert yaylaların Huyundan huy kapmış ırkımız bizim Her birimiz bir savaşta doğmuşuz Zafere karışmış kırkımız bizim. Atlarımız aldan, kırdan, yağızdan Akıncılar kopmuş gelmiş Oğuz'dan Küçüklü büyüklü hep bir ağızdan Dünyaca söylenir türkümüz bizim. Deniz Fatihlere karşı duramaz! Değme dağlar bize göğüs geremez! Kapımızdan rüzgâr bile giremez! Açıktır evimiz barkımız bizim. Üstümüzde üç kıt'a'nın kayıdı Tarih dizimizde doğdu büyüdü Duymamışken medeniyet neyidi Garba ışık

Çoban Çeşmesi

Derinden derine ırmaklar ağlar, Uzaktan uzağa çoban çeşmesi, Ey suyun sesinden anlıyan bağlar, Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi. "Göynünü Şirin'in aşkı sarınca Yol almış hayatın ufuklarınca, O hızla dağları Ferhat yarınca Başlamış akmağa çoban çeşmesi..." O zaman başından aşkındı derdi, Mermeri oyardı, taşı delerdi. Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi. Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi. Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu, Kerem'in sazına

Ayşe

Güzelliğin sırrı pek çoktur.Ama! Yüz deyince Ayşe düşer aklıma Kirpiğin üstünde kaşı hoşnüma Göz deyince Ayşe düşer aklıma Yanağından ışıl ışıl nur akar Avcıyı av eden ceylansı bakar Cümleyi yormadan heceyle döker Söz deyince Ayşe düşer aklıma Uzaktan yakından görürsem eğer Gönlüme huzurun boranı yağar Perilerde işve, cilve çok meğer!  Naz deyince Ayşe düşer aklıma Vasfından zerreyi etmedim beyan Beyan gerektirmez, olunca ayan Her

İsyanlı Sükut

Gitmişti makama arz-ı hâl için, 'Bey' dedi, yutkundu eğdi başını. Bir azar yedi ki oldu o biçim 'Şey' dedi, yutkundu eğdi başını.  Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı, Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı, Bir baktı konağa alttan yukarı, 'Vay' dedi, yutkundu eğdi başını. Çekti ayakları kahveye vardı, Açtı tabakasın, sigara sardı. Daldı, neden sonra garsonu gördü. 'Çay' dedi, yutkundu eğdi başını. İçmedi, masada unuttu çayı, Kalktı ki garsona vere

Yukarı