Galip Erdem ve Türk Milliyetçiliği

Milliyetçilik, en genel anlamıyla, bir insanın parçası olduğu milleti ve üzerinde yaşadığı vatanını sevmesi anlamına gelir. Bu, son derece meşru ve güzel bir duygudur. Dine aykırı bir yönü olmadığı gibi, insanlığa zarar veren bir etkisi de yoktur. Bir insanın anne ve babasını sevmesi nasıl meşru bir duygu ise, kendisini yetiştiren, ortak bir inanç ve kültüre sahip olduğu milletini sevmesi de meşru bir duygudur. Nitekim Türk Milliyetçiliği böyle güzel ve asil bir duygudur; hiç kimse arasında din, dil, ırk ayrımı yapmadan herkesi kapsar. Milliyetçilik, kökü insan ruhunun derinliklerine kadar ulaşan bir sosyal zarûrettir. Romantik bir his yumağı ile sarılmış, karışmış ve kaynaşmış olarak, bir millete mensubiyetin ve bu mensubiyetin gerektirdiği yaşayış ve davranış pratiğinin şuur halidir. Makûl bir benlik duygusu ve bir dereceye kadar bir bencillik davranışıdır; bu da insanın tabiatında vardır. Ancak bunun mutlaka saldırgan olması gerekmez. Çünkü kendi şahsiyetine düşkün olan, başkalarının şahsiyetine de hürmet eder. Milletler de millî his ve menfaatleri ile ve kendi milliyetçilik çabaları ile, başka milletlerin millî duygu ve çıkarlarını ve yüksek insanî idealleri uzlaştırabilirler. Uzlaştırmalıdırlar… Bu ölçüler içinde, yani doğru anlaşılan bir milliyetçilik, ırkçılıkla da nazizm ve faşizmle de karıştırılmaması gereken bir fikirdir.

Milliyetçilik akımının dünya genelinde yaygınlaşmaya başlaması ile ülkelerde ırkçılığa varacak derecede milliyetçilik sevdası alevlenmeye başlamıştır. Bu ülkelerin başında dönemin Almanya’sı gelmektedir. Bilindiği üzere Hitler’ in koyu milliyetçilik düşünceleri ve bu düşüncelerini uygulamaya dökmesi dünya genelinde yeni milliyetçilik anlayışı getirmiştir. Bu yeni milliyetçilik anlayışı millet üstünlüğü fikrine dayalı olmakla birlikte saldırgan bir yapı içerisinde olmuştur. Romantik milliyetçilik, özellikle 19. yüzyılın ilk iki on yılı içinde Almanya'da hızla yayılmıştır. Paul Lagarde ve Julius Langbehn gibi yazarlar, Almanların tüm dünyayı yönetecekleri bir tür hiyerarşik dünya düzeni kurulması gerektiğini savunmuşlardır. Bunun da tamamen "Alman ruhu”ndan ve "Alman kanı”ndan kaynaklanan üstünlükle elde edileceğini, bunun için Almanların eski putperest inanışlarına dönmeleri ve Hıristiyanlık gibi İlahi dinleri terk etmeleri gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

19. yüzyılda Almanya’da etkin olarak görülen romantik milliyetçilik 20. yüzyılda Türk milliyetçilerini de etkilemiştir. Bunun sebebi dönem içinde Sovyetlerde gelişen bir sosyalist ve komünist hareketin Türkiye içinde etkin olmaya başlamasıyla olmuştur. Bu hareketlerin “sosyal adalet” adı altında hareket ederek Türk milliyetçiliğine faşist yaftası vurmasıyla milliyetçi yazar ve siyasetçilerde romantizm akımı etkisini göstermiştir. Bu milliyetçi yazarlardan birisi de Galip Erdem’dir. Her ne kadar Nazi Almanya’sı ve faşist İtalya’da romantizm kaba kuvvet ve hayali bir ülkü olarak yer alsa da Galip Erdem de romantizm daha yumuşak, daha korumacı bir tavır halindedir. Bu bağlamda biraz Galip Erdem’den bahsedelim:

1958-1960 yıllarındaki Türk Ocakları Merkez Heyetinin yayın organı Türk Yurdu Dergisinin Genel Yayın Müdürlüğü görevinde bulunur. Tercüman gazetesinde "Tercüman" imzasıyla ilk yazısını 1 Ağustos 1961 de yayınlar.  1969 Nisan’ında çıkmaya başlayan ve 10 yıl yayım hayatını sürdüren Devlet gazetesinde; Galip Erdem (129), Bilge Erdem (50), Çağrı Coşkun (8), İlteriş Noyan (1), İlteriş Metin (70), Oruç Reisoğlu (6), Oruç Bilge (36), Burak Yüksel (3), Murat Bilge (25), Murat Sançar (1), Pars Bilge (1), Seyyahı Zengin Murat Çelebi (12) imzalarıyla makale ve inceleme yazılarını görüyoruz. Ayrıca, gazetenin birçok başmakalesinde “Devlet” imzalı ve diğer imzasız yorumlar yazmıştır. Aylık, -bir süre 15 günlük- çıkan Bozkurt dergisinde ve aylık çıkan “Töre dergisinde de aynı isimlerle yazdığını görüyoruz.

Galip Erdem milliyetçilik üzerine yazdığı yazılarında sadece bir Turan ülküsü peşinde olmaktan ziyade sevgiden de bahseder. Bu sevgi basit bir hümanistlikten ziyade milliyetçi bir sevgidir. Türk milletini sevmekte birleşenlerin, birbirlerini de sevmekte de birleşmeye mecbur olduklarını dile getiren Erdem, bu fikirleriyle millet sevgisini içinde olmayanlara karşı bu sevgiyi kazandırma yolu olarak görmektedir. Bu düşüncesini bir yazısında şöyle belirtmiştir;

Bir millet ancak sınır boylarında dövüşür; vatanın, imanının, soyunun düşmanlarına karşı dövüşür. Kardeş kavgası başlarsa kimin haklı olduğunu araştırmanın bile bir değeri kalmaz. Milliyetçilik iddiasını güdenler, kendi hesaplarına zararlı sonuçlar verse de, gittikçe büyüyen düşmanlığı önlemeğe mecburdurlar.”

Gerçi bu hissiyat sadece Galip Erdem için değil çoğu Türk milliyetçi yazarlar için de böyledir. Galip Erdem amacını şu sözle açık bir şekilde belirtmiştir;

Türk milliyetçileri, milletimizin her ferdini –vatan hainleri müstesna- aynı kuvvet ve samimiyetle seven insanlar olarak, sosyal adaletin gerçekleşmesini herkesten çok isterler. Fakat bu mutlu sonuca ulaşmanın bir kardeş kavgası ile değil, ancak demokratik bir nizam içinde ve kanun yolu ile mümkün olacağına inanırlar.”

Galip Erdem milliyetçilik tanımını yaptığı bir yazısında milliyetçiliğin tüm diğer ideoloji ve fikirlerden bağımsız sade bir dünya görüşü olduğunu vurgulamakla, milliyetçiliğe verdiği kıymeti açıkça dile getirmiştir. Bu yazısından kısa bir kesit vererek hem kendi ağzından okumuş, hem de hakiki bir milliyetçilik anlayışının nasıl olması gerektiğini görmüş olalım;

Milliyetçilik; en geniş manada bir dünya görüşü, daha dar bir manada ideolojidir. Bir insanın milliyetçi olması için başka bir dünya görüşüne ve ideolojiye bağlanmaması şarttır. <<Hümanistim ama aynı zamanda milliyetçiyim!>> <<Marksist-Leninist’iz ve gerçek milliyetçi biziz!>> gibi sözler; bazı kere koyu bir cahillik belirtisi, çoğu zaman da milliyetçiliğe, cemiyet tarafından tanınan yüksek değeri, diğer bir ideoloji hesabına sömürmek isteğidir. Milliyetçilik yardıma muhtaç değildir; beşer nizamı ve içtimai birliklerle ilgili dünya görüşleri ve ideolojilerin, kuyruğu durumuna sokulamaz; hele hiçbirinin gerisine atılamaz!

Galip Erdem’ e göre Türk milliyetçiliğinin tarihi, bir yaşam tarzı olarak, milletimizin tarihi ile yaşıt sayılır. Ancak yeniçağlara uygun bir anlayış içinde, sistemli bir fikir olarak ortaya çıkması, İkinci Meşrutiyet yıllarında başlamıştır ve öncüsü de büyük Türkçü Ziya Gökalp’ dir. Galip Erdem’ in milliyetçilik fikirleri, Ziya Gökalp’ in düşünceleri çerçevesinde oluşmuştur. O da Gökalp gibi bir Kızıl Elma ve Turan fikri içerisinde olmuştur. O da Gökalp gibi ırkçı bir anlayış içerisinde değil kültür birliği içerisinde olan bir Türk milliyetçiliği anlayışını benimsemiştir. Bir yazısında;

Türk Milliyetçiliği, ırkçılık temeline dayanan bir dünya görüşü değildir. Başlıca; dil, tarih ve kültür anlayışına bağlıdır. Yalnız böyle bir hükümden, milletimizin meydana geliş çağındaki ırki mayamızı ve hele, soy birliğini küçümsediğimiz bir manâ asla çıkartılmamalıdır.” Bu sözlerden de anlaşıldığı üzere Galip Erdem romantik bir milliyetçi olmakla birlikte ırkçı bir milliyetçiliği, tıpkı fikri selefi Gökalp gibi reddetmektedir.

Dünya genelinde milliyetçilikte romantizm akımının etkisi görülmüştür. Birçok sol görüşlü yazara göre ise bu düşünce etkisi akla uymayan bir fikir yapılanmasıdır:

Romantik milliyetçiliğin temeli, duyguların "asıl dünya" kabul edilmesine dayanıyordu. Bu hayalperest düşünce, gerçeklerden tamamen kopuk, kendi ruh çalkantıları içinde yaşayan insanlar meydana getirdi.”  Ancak bu düşünce yeteri kadar yanlış olmakla birlikte Türk milliyetçiliğindeki romantizm etkisini yansıtmamaktadır. Evet, Türk milliyetçiliği bir ülkü üzerine kurulmuştur. Bazı çevreler tarafından bu “ülkü” akla uygun gibi görünmese de, bizleri bu ülkü üzerinde ilerlemeye ve gelişmeye itmesi için gerekli bir düşünce yapısıdır. Galip Erdem bir yazısında;

Türkçülük ülküsü, teb’a ve din birliğinin yalnız başına artık önem taşımadığını, millet birliğinin diğer bütün değerlerin üstüne çıkarıldığını görmekten, yaşamaktan ve denemekten doğmuştur.” demiştir.

Galip Erdem’ in bu ülküsü aslında uçuk bir fikir olmaktan uzaktır. Çünkü Türk milliyetçiliğinin çıkış noktası “millet” tir. Hal böyleyken millet kavramını iyi anlamak gerekmektedir. Türk’ler ilk çağlardan beri bünyelerinde sürekli göçebe bir toplum sıfatını bulundurdukları için dünya üzerindeki Türkleri bu millet içine dahil etmeme anlayışı çok sığ bir anlayış olarak kalacaktır.

Galip Erdem bu fikirlerini belirtirken, bu fikri ülkü edinmiş insanların da karşılaşacakları zorluklara ve baskılara da değinmiştir;

“Kalabalığın nazarında o, zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumaya teşvik etmekte… Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, Ona hiç kimse “aferin” demez. Üstelik “böyle olacağı zaten belli idi” buyurulur.” 

Bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki Galip Erdem romantik bir milliyetçi yazardır. O, Türk milletini sevgi ve kardeşlik içerisinde birleştirmenin hayali ile yaşamış ve kendisinden sonra gelen biz Türk gençlerine de aynı doğrultuda hareket etmemiz gerektiği öğüdünü vermiştir. Bir yazısından yapmış olduğu Türk milliyetçisi tanımı ile nasıl bir yol izlememiz gerektiği konusunda bilgi vermiştir:

“Türk milliyetçileri, ırkçı-Turancı ve aşırı sayılanlar da dahil, faşizmi ve nazizmi benimsememişlerdir. Hiçbir milliyetçi başka bir milletin ülküsünü paylaşmaz. Türk milliyetçileri, geriye bakınca, Sezar ı ve Büyük Friderich’i değil; Mete Han’ı, Bilge Kağan’ı görür.”

Kendi görüşünü benimsemeyenleri bile düşünen ve onlar için üzüntü duyacak kadar geniş gönüllü bir insan olan Galip Erdem ‘Uyuyanlara Ağıt’ adlı yazısında şunları söylüyor:

“Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim. Fakat maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, “Artık çok geç olacak !” Bir daha uyumak şöyle dursun yatak bile bulamayacaksınız. Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek.”

Bu bilgiler ışığında; Galip Erdem’in gerek hayatı gerekse yazmış olduğu eserlere bakıldığı zaman günümüze kadar gelmiş ve elimizden geldiği kadar da ileriye taşıyacağımız Türk Milliyetçiliği fikrinin yapı taşlarından birisi olan Galip Erdem, biz genç nesillere milliyetçiliğin kuru bir ideolojiden daha fazlası olduğunu ve milliyetçilik kavramının yayılması için gerekli olan şeyin zorbaca ve baskı yoluyla değil tıpkı Gökalp gibi fikri ve kültür seviyesinde yapılması gerektiğini salık vermiştir.

Ömrü bu milletin iyiliğini düşünmekle ve milli değerleri, kültürümüzü daha iyi nasıl yaşatır ve diğer nesillere aktarırız fikri muhasebesiyle geçen bu güzel insan 12 Mart 1997’de Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet eylesin…

 

Emre EZİN

One thought on “Galip Erdem ve Türk Milliyetçiliği

  1. Ellerinize sağlık, bir ilave etmek istiyorum. Hümanizm’in insan sevgisi esasına dayanan bir fikir akımı değildir. Hümanizm bir fikirdir, ayrıca insan-sevgisi’ne tekabül etmez. İnsan-merkezli ideolojiye tekabül eder.

Bir Cevap Yazın

Yukarı