Hakan İlhan Kurt ile Röportaj

Mecmuamızın ikinci sayısı için Destan Şairimiz Hakan İlhan Kurt ile şiir, edebiyat, sanat ve camiamızın bu konulardaki geleceği hakkında bir röportaj yaptık. İstifadenize sunarız, buyurun.

1- Şiir nerede başlar ve Destan şiiri bunun neresindedir?

Şiir adını, böyle bir şeyin oldu-ğunu bize Aprınçır Tigin öğretmiştir. Çağlar öncesinden ufkumuza seslenen bir tını misalidir. Onun gibi niceleri asırlar boyu gönül ufkumuzu süslemişlerdir.

Şiir beşerî bir sükûnet, toplumsal bir haykırıştır; ferdî anlamda bir râmiyeti, sosyal anlamda bir başkaldırıyı ifâde eder. Sahiplenme içgüdüsü, beşeriyet ve cemiyet adına varlık beyânını ve kavgasını doğurmuştur. Hâl üzere mağara duvarlarına yakılan ilk resimler, günyanığı kayaların yüzlerine vurulan ilk tamgalar ve toprağın böğrüne işlenen ilk figürler şiir adlı tohumun kabuğunu çatlattığı lâhzadır. Dolayısıyla şiiri yazının icâdıyla ele almak, hatalıdır.

Şiir nerede başlar? Nasıl emekler? Ve nasıl koşar? Edebiyat târihinin cevabını veremediği bu soruların cevâbını, şiir yazıyorsam benim vermeye çalışıyor olmam, şahsî bir nitelemenin ve tasvirin ötesine geçemeyecektir. Herşey uykudan uyandığım sabahla mı başlıyor, kuş- luğuna diz vurduğum dünyanın, gü- neşi tam orta yerinde selâmlamamla mı? Yoksa siyâha doğru kayan bir ikindi kızıllığına el sallamamla mı, ya da gömülen her gecenin sırtına bağdaş kurup oturmamla mı? Oysa yaşamın içerisinde bir saatin zembereği gibi ritme odaklanıp, köşe bucak ahenk aranıp durmak bir şiiryazar için ne kadar da keyifli bir uğraştır; görünenlerin ötesindekileri resmetmek ve maddeye hüviyet kazandırmak ne müthiş bir velveledir.

Edebiyât, târihle, coğrâfyayla ve sosyolojiyle iç içedir; kültürel bütünlüğün en önemli unsurudur. Bu bağlamda Destan Şiiri, tıpkı Târih Romancılığı gibi edebiyâtın târihle, coğrâfyayla ve sosyolojiyle olan ilişkilerini tesis eden iletişim merkezidir; tema edinilen tüm hammaddeler yaşatılacak olan kültüre aittir ve üretilen tüm ürünler yine aynı kültürün zaptı altına alınır. Bü- tün gâye, kültürel varlığı ve değerleri zamanın ötesine taşımaktır.

Destan Şiiri, metodolojisi ile müstesnâ bir konumdadır; bilgi edinme, kronoloji tertibâtı ve kullanılan dil açısından esâsen epik şiir türünden de ayrı bir sınıflandırılmaya tâbi tutulması zarûrettir. Vınlayan her okta, çekilen her kılıçta ve atılan her kurşunda ritmik ve estetik bir figür yakalanabilir. Sadece gü- zele yazılmaz şiir.

2- Dünya’da daha birçok destan şairi var ve hepsi kendi milletinin arkaik köklerine inmeye çalışıyor. Sizce biz bu konuda ne kadar başarılıyız? Bu başarı şiirin romantizminden realizme dökülüyor mu?

Türk, târihinin her döneminde bir destan şairi çıkarmıştır. Ozan Çuçu, Kara Ozan gibi insanların varlığı her dönem kendisini göstermiştir. Çünkü destan şiirinin olmazsa olmazı millî varlık ve onun siyasî teşekkülü devlettir. Faruk Sümer’e göre İslâmiyet’in kabûlünden önce bilinen ilk destan şairi Çuçu, kimseden buyruk almadan ve bir beklenti içerisine girmeden dönemin koşullarını ve şahıslarını destanlaştırmış- tır. Aklımıza yiğitliği ve cesareti ile Kür Şad, kahkahası ile Sançar, cüssesi ve saflığı ile Yamtar, deliliği ile Ersegün, sevdası ile Almıla ve Pars geliyorsa; bu isimleri hayal dünyamızda canlandırabiliyor ve saygı ile yâd edebiliyorsak Ozan Çuçu da Atsız hoca da üzerlerine düşen gö- revleri yerine getirmiş olurlar.

Dünyanın en uzun destanı olan Manas ki, -halen yazılmaktadır- bu ifadelerime çok güzel bir örnek oluşturmaktadır

3- Destan şiirinin iki büyük şairi Basri Gocul ve Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun Destan şiirine ve bundan mütevellid Türk şiir hayatına katkıları nelerdir?

Her iki şairimizi de öncelikle minnet ile yâd ediyorum. Gerek Gocul Hoca, gerekse Gençosmanoğlu Bey, son dönem Türk Destan Şiiri’nin tartışmasız iki büyük üstâdıdır. Son yüzyılda yaşadığımız yenilgiler, gerilemeler ve sallantılar, Türk Milleti’nin özgüvenini sorgulamaya başlandığı dönemdir. Böyle bir dönemden sonra gereken titreme ve kendine dönüş, bu iki bü- yük Türk şairi tarafından yeni nesle aktarılmağa çalışılmıştır. Çünkü bu adamlar ileriye doğru atılışın mazide yatmakta olduğunun bilincinde olan aydınlardır. Her dönem, Türk nesli üzerinde etkili olacaklarını iddia edebilirim​

Destan Şiiri, millî hâfızanın önemli dipnotlarıdır. Kalevala Destanı, yeryüzünden silinme noktasına gelen Fin Milleti’ni ve devletini yeniden doğurmuştur

4- Sizce Ülkücü Hareketin edebiyat ve sanat dünyasındaki bugünkü yeri neresidir? Mazideki güçlü kalemlere bugün de sahip mi?

Ülkücü Hareket, her sohbette her mecliste ifade ettiğim gibi içinden nasıl her dönem Enver Paşa, Atatürk, Türkeş gibi siyasî-askerî dehalar çıkarmışsa; Erol Güngör, Dilâver Cebeci, Basri Gocul, Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu, Hüseyin Nihal Atsız ve nicelerini çıkartacaktır. 1980 İhtilâli’nden sonra ‘bitti’ denilen hareket, Türkeş beğin kutlu önderliğinde yeniden bir toparlanış dönemine girmiştir. Şu an öğrencisinden edebiyatçısına kadar her alanda söz sahibi olmak için yükselişte olan bir hareket görüyoruz. Bu yükseliş, iç terör dönemi diye tabir ettiğimiz 80 öncesi dönemde de vardır. O dönemin koşulları ne kadar çetin olursa olsun yükseliş engellenememiştir. Açık bir örnek istenirse, belki de haberdar olmadık gelişinden lâkin hiç beklemediğimiz anda toprağı çatlatan Aziz Sançar ismi yeterlidir. Bu yükseliş edebî ve sanatsal alanda da görülü- yor elbette.​

5- Ülkücü Hareketin şiir, edebiyat ve sanat alanında gelece- ğini nasıl görüyorsunuz?

Geçenlerde tıbbiyeli bir Ülkücü öğrencimizin Mehmet Sürübaşı’nın ‘Despina’ya Mektup’ isimli şiiri yüksek seyir oranına sahip bir Türk dizisinde yer buldu. Hiçbir girişim ya da talep olmadan hem de… Ülkücü hareket her alanda bir kartopu misali büyüye büyüye gelmektedir. Demirdağın Kurtları ve Kutlu Ka-ğanlık romanları ile Hasan Erimez karındaşımız, târihî romancılığımıza Hüseyin Nihal Atsız’dan sonra ciddî anlamda bir soluk olmuştur.

Tarihimizden almış olduğu hız ve haz, bu gücümüzün en etkili silahıdır. Yalnız değiliz; derin bir târihin, geniş bir coğrâfyanın ve köklü bir edebiyâtın haykırışını muhtevâ ediyoruz.

6- Son olarak şiire, edebiyata ve sanata duyarlı olan Türk milliyetçisi gençlere neler önerirsiniz?​

Dinimiz yüce İslâm’ın ilk emri sorunun cevabını özetlemektedir: Oku! Ve yalnızca okumak yetmez. Sol yanımız okumaktan, sağ yanımız yazmaktan ibâret olmalıdır. Okumanın yanında yazmak bize, olayları ve gelişmeleri kavrama, değerlendirme ve yorumlama yetisi kazandıracaktır. Gâzi başbuğun çok sevdiğim bir özdeyişi vardır: ‘vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır’. Özeleştiri yapmak gerekirse, hemen hemen her alanda iddia sahibi olan Ülkücü Hareket’in şu an en büyük boşluğu sanattadır diyebilirim. Özellikle güzel sanatlar alanında bir ilerleyiş kaydetmek elzemdir. Şiir ve edebiyat alanında ise, tarihimizden aldığımız büyük güç gençlerimize gerekli olan hızı verecektir, düşüncesindeyim. Velhâsılkelam her ne yaparsak yapalım, Türk milletinin mazisine dayanmadan bir anlam taşımaz. Bir yanı eksik, bir yanı müphem kalacaktır

Bizi kırmayan değerli büyüğü- müz Hakan İlhan Kurt’a müte- şekkiriz. Kendisinden birçok eser beklemekteyiz, çünkü O, Ülkücü Camianın içerisinde biz sanatla uğraşan gençlerin yolbaşçısıdır. Hz. Allah yar ve yardımcısı olsun.

 

Röportaj: Yasin Usta

Bir Cevap Yazın

Yukarı