Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik

Kültür değişmesini de ardında sürükleyen Batılılaşma ve Modernleşme süreci, Türkiye’de geniş anlamda çalkantılar halinde devam etmiştir. Cumhuriyetin kurulması ve çaşitli inkılapların yapılması da, yeni çalkantıları beraberinde sürüklemiştir.  Ne aydınlarımız, ne de halkımız tek istikametli, inkılapların ruhuna uygun, yeni durumu kavrayacak birlikteliği oluşturamamıştır. Varolan yeni durum; bana göre ilmi dayanağı ihmal edildiğinden, iknada güçlük çekilmiştir. Hedeflenen devlet modeli ana çizgileri ile belirgin olsa da, yetiştirilmek istenen insan modeli bir türlü netleştirilememiş ve gerçekleştirilememiştir ve halen muğlaktır. Bu bize çok pahalıya malolmuştur…İstenilen hedeflere ulaşılmamasında bu belirsizliğin net olarak büyük payı vardır. Devlet politikasından çok, inisiyatifler toplumun gündemini işgal etmiştir. Bu çelişkili hazin durum günümüzde de sürmektedir….

Kültür değişmesine ve Batılılaşmaya aşırı taraftar olanlar olduğu gibi, karşısında olanlar da; dün de bügün de bulunmaktadır. Bir görüş, geleceğimizi tümüyle bu değişmelere bağlı görürüken, diğer bir görüş; özellikle bu değişmeleri ahlaki çöküntünün baş müsebbibi olarak görmüş, buna göre de tavır oluşturmuştur. Yine bir gurup aydına göre; Atatürk’ün inkılaplarla hedeflediği tam bir batılılaşmadır derken, diğer bir görüş; kurulan devletin milli bir devlet olduğunu, dolayısıyla milli devletin hedefinin, içi tümüyle batılı değerlerden oluşan bir istikamet alamayacağını, çünkü milli devleti oluşturan değerlerin; milletin öz benliğinden gelen tarihi bir birikime sahip; örf-adet, gelenekler, dil, din, coğrafyanın vatanlaştırılması gibi değerlerden oluşması gerektiği fikrine inanmışlar ve buna göre hedef belirlemişlerdir. Bütün bu görüşler cumhuriyet hükümetlerinin oluşumunda ki fikri anlayışlara göre, her gelen hükümet, kendi anlayışını öne çıkartarak politika üretmiştir. Son yıllarda ise, dini anlayışı öne çıkaran, çok değişik anlayışların ve gurupların harmanlandığı, başka bir belirsizlik ortamı geliştirilmiştir.

Türkiye’de inkılapların ne derece milletçe kabul gördüğü bir araştırma konusu olarak hala izaha muhtaç bulunmakla birlik, kültür değişmesinin çoğuda olumsuz olmak kaydıyla büyük mesafe kaydettiği bir gerçektir. Kültür değişmesi zamanla daha derinleşerek, kültür farklılaşmasını getirmiş, zaman zaman cana, mala kasteden, ordunun da müdahalesini ortaya çıkaran, boyutları milletçe yaşamışızdır ve yaşıyoruz…Cumhuriyet döneminde ki acılarımızın kaynağını bu kültür farklılaşması beslemiş, ideolojik kamuflajlarla millet hayatına sokulmuştur. Bu farklılaşmanın nerde duracağı, daha neleri ve kimleri nasıl etkileyeceği, aydınlarca da, toplumca da bilinmezler dünyasındadır. Buna bağlı olarak batılılaşma da, devlet adamlarımızca sık sık vurgulanan bir kelime olarak gündemimizden asla düşmemekte, içeriğinin ve hedefinin ne olduğu, hiçbir kimse tarafında alenen ve mertçe millete söylenmemekte, nerde bulunduğumuz ve nereye sürüklendiğimizi yaşayarak deheşetle izlemekteyiz…Arkasından, çağdaşlaşma adıyla yeni bir surete bürünen bu değişim serüveni bilimsel muğlaklığı-kapalılığını korumaya devam etmektedir. Konumuzu oluşturan bu kavramlar üzerinde birleşilmemiş olsa da; aydınlarımızca toplumda bir değerler bütünü olmaktan çok, modernleşmeyi, öküzün yerine traktörün ikamesi, daktilo yerine bilgisayarın; faytonun yerine otomobile sahip olmanın karşılığı olduğu benimsenmektedir.

Toplum modernleşmeyi, bir teknolokik değişim olarak algılamakta, bu anlamda da çok ketum davranmamaktadır. Maddi imkanları ölçüsünde bu modernleşme serüvenine katılmaktadır. Avrupalılaşma ve Batılılaşmaya ise toplumun büyük kesimi çekinge koymaya devam etmektedir. Yeni konjöktürel durumda da ilmilik yine çok uzaklardadır ve aleniyet hala yoktur. Başarısızlığın temel kaynağıda budur.

Erol Güngör

Bir Cevap Yazın

Yukarı